RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA HZ. İSA
Yüzyılımızın en büyük İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman
Said Nursi, bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı'nda, ahir
zaman ve Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi konusuna geniş
yer ayırmıştır.
Günümüzde Müslüman toplulukların birçok konuda birbirlerinden farklı
düşünce yapıları içinde oldukları bir gerçektir. Ancak farklı kültürlerden
çok sayıda Müslümanın kabul ettiği bir gerçek, Bediüzzaman'ın hicri
13. asrın en önemli alimi olduğudur. İşte bu nedenle Bediüzzaman'ın
ahir zaman konusunda yaptığı detaylı izahlar, Müslümanlar için büyük
önem taşımaktadır.
Bediüzzaman ahir zamanla ilgili olan açıklamalarında, iki büyük
felsefi akımın yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağını ve bu akımların
dinsizliği hakim kılmak için çaba sarf edeceklerini vurgular. Bu
akımlardan birincisi İslam ahlakını içten tahrip etmeye çalışacak
olan akımdır. İkincisi ise Allah'ı açıkça inkar eden, maddenin ezelden
beri var olduğunu, sonsuza kadar da var olacağını öne süren ve canlılığın
cansızlıktan tesadüfen ortaya çıktığını savunan maddeci ve tabiatçı
anlayış, yani materyalizm ve natüralizmdir. (Natüralizm, Darwin'in
evrim teorisinin felsefi boyutu olarak da bilinir.)
Bu tanımlama elbette Allah'ın varlığını inkar eden bütün fikir
akımlarına da temel teşkil etmiştir. Materyalistler tarihin en eski
çağlarından beri bütün hak dinlere karşı cephe almışlar, bu yolda
karşılarına çıkanlarla mücadele etmiş, halklara zulmetmiş, savaşlar
çıkarmış, her türlü yozlaşmanın en ön safhalarında yer almışlardır.
Hz. İsa da yeryüzüne tekrar döndüğünde bu maddeci ve tabiatçı akımlarla
mücadele edecek ve Allah'ın izniyle onlara karşı galip gelecektir.
Bediüzzaman, külliyatında bu materyalist akıma şöyle dikkat çekmektedir:
İkinci cereyan ise: Tabiyyun,
maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı nemrudane,
gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyle intisar
ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir.
(Mektubat, s.53) |
Bediüzzaman, inkarın hakim olduğu böyle bir dönemde Hz. İsa'nın
yeniden dünyaya döneceğini müjdelemektedir. Bediüzzaman'ın aşağıdaki
sözlerinde haber verdiği gibi, Hz. İsa yeryüzüne ikinci kez gelişinde
Kuran'la hükmedecektir. Hz. İsa Hıristiyanlığı tüm hurafelerinden
temizleyecektir. Ve Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşerek dinsizlik
akımına karşı Kuran ahlakını yaşayarak üstün geleceklerdir. Risale-i
Nur'da bu konuyla ilgili aktarılanlar şöyledir:
İşte böyle bir sırada, bu akımın
çok kuvvetli göründüğü bir anda, hakiki İsevilik dini ortaya
çıkacak, yani rahmeti İlahiyenin semasından nüzul edecek.
Şu andaki Hıristiyanlık dini o gerçek karşısında hurafelerden
ve bozulmalardan arınacak, gerçek İslam ile birleşecektir.
Manevi olarak Hıristiyanlık bir çeşit Müslümanlığa dönüşecektir.
Ve Kuran'a uyarak, Hıristiyanlık, şahsı manevisi itaat eden
ve İslamiyet ise itaat edilen makamında olacak. Gerçek din
bu birleşme neticesinde büyük bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik
mücadelesinde ayrı iken mağlup olan İsevilik ve Müslümanlık,
birleşme durumunda dinsizlik akımını yenip dağıtacak güçtedir.
Gökler aleminde cismiyle beraber bulunan Hz. İsa (A.S.)'ın,
o hak dinin başına geçeceğini bir doğru haberci, her şeye
gücü yetenin sözüne dayanarak haber vermiştir. Madem haber
vermiş, haktır, madem Her Şeye Gücü Yeten vaat etmiş, elbette
yapacaktır. (Mektubat, s.53-54) |
Bediüzzaman Said Nursi Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez dönüşünü
anlattığı tüm açıklamalarında onun o dönemdeki tüm inkarcı sistemleri
ortadan kaldıracağına ve bunu yaparken de Müslümanlar'dan çok büyük
destek göreceğine işaret etmektedir. Hz. İsa, İslam dünyasında Kuran
ahlakının tebliğ edilmesinde lider görevini üstlenen salih kişiyle
birlik olup, inkarcı sistemin zulmünü ortadan kaldıracaktır.
İkinci yönü şudur ki: İsa'nın
kılıcı ile maktul olan Deccal'in oluşturduğu güçlü materyalizm
ve dinsizliğin manevi kişiliğini yok edecek İsevi din adamlarıdır.
Ki bu din adamları Hıristiyanlık dininin gerçeğinin İslam
dininin gerçeği ile karışmasından oluşacak kuvvetle onu manen
öldürecek. (Şualar, s.493) |
Hz. İsa'yı Nasıl Tanıyabiliriz?
Hz. İsa'yı Kimler Tanıyabilecektir?
Önceki bölümde Hz. İsa'nın ölmediğini, Allah'ın katına yükseltildiğini
ve yeryüzüne yeniden döneceğini Kuran'dan delillerle açıklamıştık.
Tüm bunlardan sonra elbette akla gelen ilk soru "Hz. İsa'nın yeryüzüne
tekrar gelişinde kim olduğunun nasıl anlaşılacağı ve onun hangi
özelliklerinden tanınabileceği" olacaktır. Bu aşamada başvurabileceğimiz
tek kaynak yine Kuran'dır.
Kuran'ın bir özelliği, içinde geçen kıssalarda ve bazı ayetlerde,
geçmiş peygamberlere yönelik olarak çeşitli açıklamalar yapmasıdır.
Peygamberlerle ve salih müminlerle ilgili pek çok ortak alameti
ayetlerde bulmak mümkündür. Üstelik müminlere ait tüm özellikleri
tek tek ayetlerden tespit etmek de imkan dahilindedir. Bununla bağlantılı
olarak Hz. İsa'nın üstün iman özellikleri, Kuran'a bakılarak görülebilir.
Dolayısıyla Kuran'a uyan samimi müminler onda gördükleri bu üstün
özellikleri değerlendirip, onu tanıyabilirler.
Ancak bu noktada unutulmamalıdır ki, Hz. İsa'yı tanımak herkes
için mümkün olmayabilir. Bu konu ile ilgili olarak Bediüzzaman Said
Nursi şunları söylemektedir:
Hz. İsa (A.S) geldiği vakit,
herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları
ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa
açıkça herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, s.54) |
Yukarıdaki sözünde görüldüğü gibi, Bediüzzaman da Hz. İsa'nın yeryüzüne
döndüğü ilk yıllarda ancak yakın çevresinin onu tanıyabileceğini
bildirmiştir. Yakınında bulunan bu insanların onu tanımasının ise
ancak 'imanın nuru' ile olabileceğini belirtmiştir. Elbette burada
'imanın nuru' ile ne kastedildiğine değinmek gerekir. 'İmanın nuru'
Allah'ın varlığına, birliğine inanan ve Kuran'a uyan insanlara Rableri
tarafından verilen anlayıştır. Müminler Allah tarafından verilen
bu anlayışla, olayları çok açık olarak değerlendirebilir, birçok
konunun girift noktalarını rahatça kavrayabilirler. Kuran'da bildirildiği
gibi müminler, çevrelerindeki her şey üzerinde derin derin düşünen,
dolayısıyla olaylardaki incelikleri, detayları gözden kaçırmayan
insanlardır. Nitekim bir ayette Allah, samimi kalple iman edip,
her olayın inceliğini ve derinliğini kavramaya çalışan, gördükleri
detaylarda kendilerini Yaratan'ın büyüklüğünü, gücünü kavrayarak,
O'ndan korkanlara 'doğruyu yanlıştan ayırabilecekleri' bir anlayış
vereceğini bildirmiştir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan
ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter
ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Bu ayet doğrultusunda düşünüldüğünde, Hz. İsa'yı yeryüzüne dönüşünde
tanıyıp ona itaat edecek olanların da, Allah'a ve Kuran'a iman eden,
her olayı derinlemesine düşünüp kavramaya çalışan insanlar olacağı
ortaya çıkmaktadır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bir başka sözünde
bu konuya bir kez daha dikkat çekmiştir:
"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın
nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın
dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s.487) |
Hz. İsa'yı Hangi özelliklerinden Tanıyabiliriz?
Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu sorunun cevabını bulmak için Kuran'a
baktığımızda karşımıza çıkan ilk işaret, ayetlerde anlatılan, peygamberlerin
sahip oldukları ortak özellikler olacaktır. Öyleyse bir takım alametlerle
kendini belli edip, dikkat çekecek olan Hz. İsa'yı tanımak için
Kuran'da bildirilmiş olan bu peygamber özelliklerinin neler olduğunu
incelemek gerekmektedir. Elbette peygamberlerle ilgili Kuran'dan
çıkarılabilecek yüzlerce alamet vardır. Ancak bu bölümde insanların
dışarıdan bakan bir gözle değerlendirebilecekleri en belirgin birkaç
özellik üzerinde durulacaktır.
1. Üstün Ahlak Özellikleri İle Diğer İnsanlardan Ayrılır
Allah tarafından seçilip gönderilmiş her peygamber gibi, Hz. İsa
da tüm üstün ahlak özelliklerinie sahiptir. Onu diğer insanlardan
ayıran en belirgin fark, yaşadığı toplum içinde alışılmadık bir
şekilde ortaya çıkan yüksek şahsiyetidir. Hz. İsa halk arasında
hiç rastlanmayan, insanların alışık olmadığı ve görür görmez etkilenecekleri
ahlaki özelliklere sahiptir. Allah'a olan güveni ve imanı ile son
derece kararlı, cesaretli, toplumun etkisi altında kalmayan, aksine
herkesi etkileyen, güçlü bir insandır. Nitekim tüm peygamberlerin
sahip oldukları bu üstünlük ayetlerde bildirilmiştir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi
derecelerle yükseltiriz... Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik,
hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan
Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete
ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı,
Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi
salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete
eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından,
soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da
seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir;
kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir... (Enam Suresi,
83-88)
Allah, peygamberleri diğer insanlara göre üstün özelliklerle yarattığını
yukarıdaki ayetlerde açıkça bildirmiştir. Bu konu ile ilgili Kuran'da
geçen daha pek çok örnek vardır. Örneğin 'İbrahim (tek başına) bir
ümmetti.' (Nahl Suresi, 120), 'Güç ve basiret sahibi olan kullarımız
İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u...' (Sad Suresi, 45), 'Ve gerçekten
onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır.' (Sad
Suresi, 47), "'Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan
Allah'a hamdolsun dediler." (Neml Suresi, 15) gibi ifadeler, peygamberlere
verilen üstünlükleri bize bildirmektedir. Hz. İsa da Allah'ın seçkin
kıldığı peygamberlerdendir. Bir ayette Allah Hz. İsa için şöyle
söylemektedir:
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan,
Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır.
Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le
destekledik... (Bakara Suresi, 253)
2. Peygamberlere Has Yüz İfadesi İle Tanınacaktır
Elçilerin yukarıda bahsettiğimiz üstünlüklerinin gerek bilgice,
gerekse vücutça olduğu da Kuran'da bildirilmektedir:
...O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi
ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah
(rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)
Bilgice, akılca, vücutça, ahlakça üstün kılınmış bir insan olarak
Hz. İsa'nın yüzünde peygamberlere has bir ifade olacaktır. Sahip
olduğu güçlü Allah korkusunun ve derin imanının nuru yüzüne yansıyacaktır.
Ve peygamberlere has olan nurlu ifade o derece açık olacaktır ki,
onu görenler diğer insanlara kıyasla çok üstün bir insanla karşılaştıklarının
farkına varacaklardır. Ancak unutmamak gerekir ki, elbette herkes
bunu kabul edecek değildir. Kimi insanlar içlerinde duyacakları
haset ve kin sebebiyle, bu ahlaki üstünlüğü görmemeye çalışabilirler.
İçten içe farkında olsalar da, işlerine gelmediği için anlamazlıktan
gelebilirler. Yalnızca imanında samimi olanlar, bu üstünlüğü görüp
gereği gibi takdir edebileceklerdir.
Allah, Hz. İsa'nın hem dünyada hem de ahirette
"seçkin, onurlu, saygın ve Allah'a yakın kılınanlardan" olduğunu
bildirmiştir. (Al-i İmran Suresi, 45) Allah'ın ayetinin bir
tecellisi olarak tüm peygamberler gibi Hz. İsa da çevresindeki insanlar
arasında saygınlığıyla, seçkin ve onurlu oluşuyla tanınacaktır.
3. Hikmet ve Hitabet Gücü Çok Yüksektir
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir...
(Enam Suresi, 89)
Allah, çeşitli kavimlere tebliğ yapmaları, onları uyarıp korkutmaları
için gönderdiği peygamberlerine katından hikmet vermiştir. Hikmetli
bir anlatım, isabetli konuşmalar, doğruya davet edici ve kötülükten
men edici tavırlar, tüm peygamberlerin ortak özellikleridir. Nitekim
Kuran'ın daha pek çok ayetinde tek tek peygamberlere verilen hikmete
de dikkat çekilmiştir. Örneğin, Hz. Davud için "...ona
hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad Suresi, 20);
Hz. Yahya için, "...Daha çocuk iken ona hikmet
verdik." (Meryem Suresi, 12); Hz. Musa için, "O,
erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve
ilim verdik..." (Kasas Suresi,14); Hz. Lokman için, "Andolsun,
Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik..." (Lokman Suresi,
12); Hz. İbrahim için, "...Doğrusu biz,
İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik..." (Nisa Suresi, 54)
diye bildirilmiştir.
Allah'ın bize bildirdiği, "Kime dilerse hikmeti
ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da
verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) ayeti gereği, tüm peygamberlerin
hikmet verilerek ödüllendirildiğidir.
Hz. İsa'nın Allah'ın bir elçisi olarak hikmetle ödüllendirildiğine
ve bunu kendi kavmine de bildirdiğine Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim
ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak
için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (Zuhruf
Suresi, 63)
Bu ayetler doğrultusunda Kuran'a baktığımızda anladığımız, Hz.
İsa'yı tanımak için bir başka işaretin de, onun yapacağı "hikmetli,
isabetli ve çok etkili konuşmalar" olacağıdır. Diğer tüm konularda
olduğu gibi hikmetli konuşma da, peygamberlere has çok dikkat çekici
bir özelliktir. Kuran'ı kendilerine rehber edinmiş olan müminler
Hz. İsa'nın konuşmalarının diğer bir ayette de belirtildiği gibi
"özü kapsayan bir bilgi" (Kehf Suresi, 91) içerdiğini ve bunun ancak
Allah'ın seçtiği elçilere has olduğunu anlarlar. Gösterdiği üstün
akıl, yaptığı kusursuz teşhisler, getirdiği çözümler her zaman çok
isabetli olup Allah'tan özel olarak verilmiş bir hikmetin en açık
alametlerini oluşturacaktır. Öyle ki, çevresindeki hiç kimsede ona
has olan bu isabetli konuşmalar, teşhisler görülmeyecek ve böylece
üstün şahsiyeti ve aklı açıkça göze çarpacaktır.
4. Çok Güvenilirdir
Her elçi gönderildiği topluluğa ilk olarak "Gerçek
şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim" (Şuara Suresi,
107) ifadesiyle söze başlayarak kendisini tanıtmıştır. Peygamberlerin
bu güvenilirlikleri, Allah'ın kitabına, dinine çok büyük bir titizlikle
uymalarından kaynaklanır. Hiçbir durumda doğru yolun, hak dinin
sınırlarının dışına çıkmazlar. Yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak
istemelerinden dolayı kimseye boyun eğmezler. Kuran'da tüm peygamberlerin
bu özelliklerini ön plana çıkardıklarından bahsedilmiştir. Örneğin,
Hz. Musa kendisini kavmine şöyle tanıtmıştır:
Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik.
Onlara kerim bir elçi gelmişti; "Allah'ın kullarını bana teslim
edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
(Duhan Suresi, 17-18)
Şüphesiz elçilerin bu önemli özelliklerini kavimleri her zaman
taktir edememiştir. Hatta çoğu zaman elçilerle ilgili yanlış zanları
olmuştur. Çünkü kavimleri kendi cahiliye sistemlerini terk edip
onların davet ettiği hak dine uymak istememişlerdir. Ancak aradan
belli bir zaman geçtikten sonra elçilerin çok güvenilir insanlar
oldukları kavimleri içinde de kabul görmüştür. Bu konuda da örnek
olarak Hz. Yusuf'u verebiliriz. Hz. Yusuf, uzun bir süre kavminin
içinde zorluklarla denenmiş; önce köle olarak satılmış, sonra bir
süre için hapiste kalmıştır. Allah'ın dilediği zaman ise güvenilir
bir insan olduğu anlaşılmış, hükümdar tarafından devletin hazinelerinin
başına geçirilmiştir:
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı
kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim
yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
(Yusuf Suresi, 54)
Hiç Şüphesiz Kuran'da bildirilen peygamberlerin bu özellikleri
Allah'ın bir elçisi olarak Hz. İsa'da da görülecektir. Hz. İsa dünyaya
ikinci gelişinde, Allah'ın değişmez bir kanunu olarak halk arasında
güvenilirliği ile dikkat çekecektir. Allah, Hz. Yusuf'a ve diğer
tüm elçilerine olduğu gibi, Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun
ne kadar emin bir insan olduğunu zamanı geldiğinde insanlara gösterecektir.
5. Allah'ın Koruması Altındadır
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz
geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
(Saffat Suresi, 171-173)
Allah her zaman elçilerini diğer insanlardan üstün kılmıştır. Tarih
boyunca gönderilen her peygamber, Allah'ın yardımıyla düşmanlarına
karşı üstünlükler kazanmış, onların kurdukları tuzaklardan korunmuştur.
Aldıkları her karar, uyguladıkları her yöntem hep hayırla ve başarıyla
sonuçlanmış, her durumda Rab'leri tarafından desteklenmişlerdir.
Dolayısıyla Allah'ın elçisi Hz. İsa'yı bekleyen müminler için yol
gösterici bir başka işaret de onun her işinin başarı ile sonuçlanması
olacaktır. Öyle ki aldığı her karar, uyguladığı her yöntem kendisi
ve çevresindeki müminler için hayırlı sonuçlar verecektir. Hatta
ilk bakışta aksilik gibi görünen olaylar bile, bir süre sonra onların
hayrına dönecektir. Ve Hz. İsa'nın aldığı tüm kararların olabilecek
en doğru, en akılcı kararlar olduğunu alınan sonuçlar ispat edecektir.
Çünkü Allah Kuran'da elçilerinin her ne olursa olsun tüm zorluklara
rağmen üstün geleceklerini, onları kesin olarak yardımıyla destekleyeceğini
vaat etmiştir.
Allah'ın bu vaadiyle Hz. İsa'ya küçük büyük her işte gelen başarı
ve bereket hem düşmanlarının, hem de yanındaki inananların dikkatini
çekecek kadar belirgin olacaktır. Düşmanları da, bu durumun olağanüstülüğünü
fark edecek, ancak bunun Allah'tan gelen bir yardım olduğunu takdir
edemeyeceklerdir. Her işinin başarılı olmasına, attığı her adımın
doğru olmasına bir anlam veremeyeceklerdir. Çünkü onların amacı,
'kendileri gibi bir beşer' olarak gördükleri bu mübarek insana karşı
üstün gelmek olacaktır. Ancak "Sonra biz, elçilerimizi
ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız bizim
üzerimize bir haktır." (Yunus Suresi, 103) ayetinde de bildirildiği
gibi, Allah bu konuda yaptıkları her şeyi sonuçsuz çıkaracak ve
elçisine yardım edecektir. Ona kurulan tuzaklar, açılan savaşlar
hiçbir zaman başarıyla sonuçlanacaktır.
6. Yaptıkları İçin Karşılık Beklemez
Tüm elçilerin ortak bir özelliği de, yaptıkları hiçbir şey için
karşılık beklememeleridir. Yaptıkları büyük hizmetler karşılığında
bekledikleri tek şey Allah'ın rızasıdır. Elçiler çevrelerindeki
hiç kimseden bir ücret, bir fayda talep etmezler. Nitekim Kuran'a
baktığımızda da, tüm elçilerin bu üstün özelliğe sahip olduklarına
ve bunu sözle de dile getirdiklerine şahit oluruz:
Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum.
Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek
misiniz? (Hud Suresi, 51)
Elçilerin taşıdıkları bu üstün özelliği elbette Hz. İsa'da da görülecektir.
Dünyaya ikinci gelişinde de Allah'ın peygamberi olarak tüm insanları
Allah'ın doğru yoluna davet edecektir. Ancak yaptığı şeylerin karşılığında
hiçbir maddi çıkar, bir ücret talebi olmayacaktır. Kuran'da bildirilen
tüm elçiler gibi yaptığı her şeyin karşılığını yalnızca Allah'tan
bekleyecek ve bu özelliğiyle de gerek yakın çevresinde, gerekse
içinde bulunduğu toplumda dikkat çekecektir.
Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki, diğer konularda olduğu gibi
bu konuda da, onu ancak inananlar taktir edebilirler. İçinde bulunduğu
toplum Hz. İsa'nın bu özelliğini fark etse bile, kimi düşmanları
onu engellemek için diğer tüm peygamberlere yapıldığı gibi çeşitli
iftiralarda bulunabilir. Bu iftiraların arasında kuşkusuz onun "yaptıkları
karşılığında bir çıkar sağlamaya çalıştığı, menfaat gözettiği" gibi
suçlamalar da olması muhtemeldir. Ancak Allah her konuda işinin
hayırla sonuçlanmasına izin verdiği gibi, bu konuda da inkarcıların
iftiralarının asılsızlığını tek tek ortaya çıkarır ve elçisine yardım
eder.
7. Müminlere Karşı Şefkatli ve Merhametlidir
Yukarıda anlatılanların yanında yine özellikle peygamberlerde görülen
en önemli özelliklerden biri de "merhamet ve şefkat"tir. Peygamberler
her zaman yanlarındaki müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli
olmuşlar; onların dünyadaki ve ahiretteki durumlarını düzeltmek
için çalışmışlardır. Hz. İsa'nın ahlakının en belirgin özelliklerinden
biri de müminlere karşı olan bu şefkati ve merhameti olacaktır.
Allah, gönderdiği elçilerde çok yoğun olarak görülen bu özelliği
Kuran'da şöyle tanıtmıştır:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden,
size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi
gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
İşte Hz. İsa da bu ayette belirtildiği gibi çevresindeki müminlere
karşı son derece "müşfik ve koruyucu" bir tavır içerisinde olacak
ve bu benzersiz samimiyet ve candanlık onun Hz. İsa olduğunun en
önemli delillerinden birini oluşturacaktır.
8. Dünya Üzerinde Hiçbir Akrabası, Tanıyanı, Ailesi
Olmamasıyla Tanınacaktır
Hz. İsa Kuran'da geçen peygamber özellikleri ile tanınabilecektir.
Ancak bunlar dışında onu insanlara tanıtan başka etkenler de olacaktır.
Şüphesiz bunlardan en önemlisi Hz. İsa'nın dünyada bir ailesinin,
hiçbir akrabasının, eskiden tanıdığı tek bir kişinin olmamasıdır.
Dünya üzerinde tek bir kişi çıkıp "ben onu daha önceden tanıyorum,
filanca zaman görmüştüm" gibi bir iddiada bulunamayacaktır. Çünkü
onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000 sene kadar
önce yaşamış ve ölmüştür. Dolayısıyla onun doğumuna, çocukluğuna,
gençliğine ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse olmayacak
ve onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.
Kitabın önceki bölümlerinde de açıkladığımız gibi Hz. İsa Allah'ın
"OL" emriyle babasız olarak dünyaya gelmiştir. Aradan yüzyıllar
geçtikten sonra ise bilinen hiçbir akrabası olmaması çok doğaldır.
Allah, Hz. İsa'nın bu durumunu Kuran'da Hz. Adem'in yaratılışına
benzetmiş ve şöyle demiştir:
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir.
Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.
(Al-i İmran Suresi, 59)
Ayette de belirtildiği gibi Allah Hz. Adem'e "Ol" demiştir ve Hz.
Adem yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah 'ın
"Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Adem'in anne ve babası yoktur,
Hz. İsa'nın ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır;
fakat yeryüzüne ikinci kez gelişinde onun hem annesi hem de babası
olmayacaktır. |