MEHDİ'NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİ
Mehdi ve Ahir Zamanla İlgili Hadislerin Büyük Çoğunluğu
"Müteşabih"tir
Mehdi'nin çıkış alametlerine geçmeden önce, bu alametleri bildiren
hadislerin önemli bir özelliğinden bahsetmek gerekir. Bu özellik,
Mehdi ve ahir zaman hakkındaki hadislerin müteşabih bir anlatıma
sahip olmasıdır.
"Müteşabih", açık, görünür (zahiri)
anlamı kastedilmeyen, benzetme ve örneklerle yapılan imalı anlatımlara
denir. Peygamber Efendimiz de, ahir zamanda olacak olaylara yönelik
hadislerinin bir kısmını böyle imalı bir şekilde, çeşitli benzetme
ve örneklerle tarif etmiştir. Böyle hadislere müteşabih (teşbihler
içeren) hadisler denir.
Peygamber Efendimiz'in, Allah'ın kendisine bildirdiği geleceğe
dair olayları bu şekilde üstü kapalı, imalı olarak bizlere nakletmesinin
çok önemli hikmetleri vardır:
Dünya bir imtihan yeridir. İnsanlar bu dünyada vicdanlarını kullanarak
Allah'a ve O'nun bildirdiği gerçeklere iman edip etmemekle denenirler.
Bu nedenle bu dünyada insanların mecbur kalarak, ister istemez iman
etmek zorunda kalacakları bir durum imtihan mantığına aykırı olur.
Çünkü iman, insanın vicdanını ve samimiyetini ortaya koyan bir seçimdir.
İşte, insanların mecbur kalarak değil de, seçme ve araştırma yeteneklerini,
vicdanlarını, iradelerini kullanarak karar verebilmeleri için, geleceğe
yönelik işaretler içeren pek çok hadis üstü kapalı bir şekilde haber
verilmiştir. Eğer bu hadislerde herşey açıkça bildirilmiş, gelecekte
olacak olan olaylar açıkça tarif edilmiş olsa, o zaman imtihan ortamı
kalkardı. Tüm insanlar bu gerçekleri kabul etmek, ister istemez
Peygamber'e iman etmek zorunda kalırlardı. Bu durumda ise seçme
ve vicdanını kullanma diye bir konu kalmazdı. İman etmenin vicdanlı
ve vicdansız kimseleri ayırt edici özelliği kalkar, gerçek imana
sahip kişileri tanıma imkanı olmazdı. Çok üstün ahlaktaki imanlı
bir kişi ile imansız bir kişi aynı derecede görülürdü. İşte bu nedenle
Peygamberimiz Hz. Muhammed' (sav)in geleceğe yönelik pek çok hadisi
imtihan ortamını kaldırmayan müteşabih hadislerdir. Bu hadisler
benzetmelerle, örneklerle ve işaretlerle doludur, derin manalar
içerir.
Geçtiğimiz hicri yüzyılın büyük İslam alimlerinden Bediüzzaman
Said Nursi hazretleri de "Şualar" isimli eserinde, ahir zamanda
meydana gelecek kıyamet alametlerinin, hadislerde çoğunlukla müteşabih
olarak bildirildiğini belirtmiştir. Bunların ise ancak "tevil edilerek",
yani yorumlarla açıklanarak insanlara anlatılabileceğini bildirmiştir.
Ayrıca yapılan bu yorumların doğruluğunun da ancak Peygamberimiz'in
bildirdiği olay meydana geldikten sonra anlaşılacabileceğini izah
etmektedir. Bediüzzaman bu durumu şu şekilde ifade etmektedir:
Ahir zamanda vukua gelecek hadisata
(meydana gelecek olaylara) dair hadislerin bir kısmının müteşabihat-ı
Kuraniye (Kuran'daki müteşabih anlatımlar) gibi derin manaları
var. Muhkemat (açık, net, hüküm bildiren ifadeler) gibi tefsir
edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde tevil (geleceğe
yönelik yorumlanırlar) ederler.
sırriyle,
vukuundan (gerçekleştikten) sonra tevilleri (yorumları) anlaşılır
ve murad ne olduğu (ne kastedildiği) bilinir. (Şualar, s.486)
|
Tüm bunlardan ortaya çıkan gerçek şudur: Müteşabih hadisler, manası
açık olan hadisler gibi yorumlanamaz ve herkes bu hadislerin gerçek
manalarını bilemez. Ancak yorumları yapılır, gerçek manaları ise
olaylar yaşanınca anlaşılır, kesinleşir.
Durum böyleyken, ahir zamana işaret eden hadislerin bir kısmındaki
benzetme ve örnekler, zamanla halk tarafından kelimelerin görünürdeki
(zahiri) manalarıyla yorumlanmıştır. Oysa müteşabih hadislerde,
olacak olayları haber veren mecazi ifadeler "zahiri" anlamlarıyla
yorumlandığında, bu olayların sebepler dairesi içinde gerçekleşemeyeceği
çok açıktır. Bu nedenle hadiste müteşabih olarak bildirilen olay
gerçekleşmiş olsa bile, bu olaylarla hadisler arasında bir ilişki
kurulamamıştır. Bunun sonucunda da birer birer gerçekleşen alametler
fark edilememiş ve insanlar bu işaretleri anlayamamışlardır.
Mehdi Hakkındaki Hadislerin Yorumunda Dikkat Edilmesi
Gereken Noktalar
Mehdi'nin çıkışı ile ilgili alametler incelenirken en çok dikkat
çeken husus, bu alametlerin 15-20 yıl gibi kısa bir dönemde, arka
arkaya gerçekleşmiş olmalarıdır. Bu kitapta yer alan ya da almayan
yüzlerce alametin aynı yüzyılda, belirtilen yer ve zamanda, muntazam
bir şekilde, birbiri ardınca ve tam izah edildiği şekilde çıkması
söylediğimiz meseleye büyük bir delil teşkil etmektedir. Belki bu
olayların ayrı ayrı farklı dönemlerde gerçekleşmesi fazla birşey
ifade etmeyebilirdi. Ancak hepsinin bir arada ve aynı zaman dilimi
içinde gerçekleşmesi bunların hiçbir şekilde sıradan ve rastlantısal
olaylar olmadıklarının çok açık bir göstergesidir. İşte bu bakış
açısıyla değerlendirildiğinde söz konusu olayların hadislerde bildirilen
ahir zaman olayları, bir başka deyimle "kıyamet alametleri" olduklarına
dair kanaat güçlenir ve kesinleşir.
Örneğin, "Bir kuyruklu yıldızın doğması" rivayetinde haber verildiği
gibi kuyruklu yıldız her zaman doğabilir, "Ramazan ayında güneş
ve ay çoğu kereler tutulabilir", "büyük bir olayın" meydana gelmesi
rivayetinde belirtilenlere benzer olaylara her devirde raslanabilir.
Fakat önemli olan hadiste kastedilen olayı tespit edebilmektir.
Bunu tespit ederken alınacak en önemli ölçü ise bu olayların birbiri
ardınca ve aynı dönem içinde meydana gelmeleridir. Yine bu olayların,
hadislerin ve İslam büyüklerinin dikkat çektikleri yer, ortam, dönem
ve zaman dilimi içinde gerçekleşmeleri de bunların hadislerde kastedilen
alametler olduklarının önemli bir kanıtı olacaktır. Bu kitapta da
ahir zamanla ilgili haberlerin yorumlanmasında bu ölçüler esas alınacaktır.
Mehdi'nin Çıkış Zamanı
Kıyamet Kopmadan Önce Mutlaka Gönderilecektir
Hadislerde Mehdi'nin İslam ahlakını hakim etmek için, kıyamet kopmadan
önce yeryüzüne mutlaka geleceği özellikle vurgulanmaktadır. Bu konudaki
rivayetler şu şekildedir:
Hz. Ali'den rivayet olduğuna
göre Resulullah şöyle buyurdu: Kıyametin kopması için zamanda
sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa, Allah (cc)
benim Ehl-i Beytimden bir zatı gönderecek. (Sünen-i Ebu Davud,
5/92)
İbn-i Mace ve Ebu Naim, Ebu Hüreyre'den tahric
ettiler. O dedi ki Peygamber buyurdu: Eğer dünyadan bir gün
kalsa, Allah o günü uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini Melik
kılar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Muntazar,
10/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 27/Ölüm-Kıyamet-Ahiret
ve Ahir Zaman Alametleri, s.437)
Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa,
onun başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü behemehal uzatır.
(Sünen-i Tirmizi, 4/92) |
Hicri İkinci Bin Yılın İçinde Gelecektir
İmam Rabbani, Mehdi'nin Peygamberimiz'in vefatından 1000 (bin)
sene geçtikten sonra hicri ikinci binin içinde geleceğini bildirmektedir.
Mektubat-ı Rabbani'nin pek çok bölümünde Mehdi'nin, Hz. İsa ile
birlikte olacağı da vurgulanmaktadır:
Ancak beklenen odur ki; aradan
bin sene geçtikten sonra bu saklı devlet tecid edile (yenilene).
Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, artırıla... Böylece
kemalatın aslı zuhur edip, onun zilletini örte… Ve nisbet-i
aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun.
(Mektubat-ı Rabbani, 1/569)
Resulullah S.A. efendimizin ümmeti arasından
çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah efendimizin irtihali
üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların
pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi,
pek tamam şekliyle hasıl ola.
Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin
gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini),
Hatem'ür-rüsul Resulullah efendimiz müjdelemiştir. Hz.İsa
dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir. (Mektubat-ı
Rabbani, 1/440)
Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi
bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: Hz.
İsa'nın a.s. Mehdi'nin r.a. bu bin içinde var oluşlarıdır.
(Mektubat-ı Rabbani, 1/66) |
Hz. Muhammed'in vefatından bin sene geçtikten sonra, hicri ikinci
bin yılına girilir. İmam-ı Rabbani'nin yukarıdaki açıklamalarına
göre ikinci bin yılı içerisinde Hz. Mehdi gelecektir. İkinci binin
başlangıcından içinde bulunduğumuz 14. yüzyıla kadar geçen üç yüz
yılda Hz. Mehdi ve Hz. İsa gelmemişlerdir.
Hicri 1500'den Önce Gelmesi Gerekmektedir
Peygamber Efendimiz'in bir hadisinde ümmetinin ömrünün bin seneyi
geçeceği fakat bin beş yüz seneyi aşmayacağı bildirilmiştir:
Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi
geçecek, fakat bin beş yüz (1500) seneyi aşmayacaktır. (Kıyamet
Alametleri, s. 299, Celaleddin Suyuti'nin "El-Keşfu Fi Mücazeveti
Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli
kitabından nakil) |
Daha önceki rivayetlerden öğrendiğimize göre Mehdi hicri 1000.
yıldan sonra gelecektir. Yukarıdaki hadise göre de ümmetin ömrünün
bitimi olan hicri 1500. seneden sonra gelmesi beklenemez. Bugüne
kadar gelmediğine göre de geriye tek ihtimal olarak hicri 14. yüzyıl,
yani hicri 1400'ler kalmaktadır.
İmam Suyuti gibi pek çok İslam alimi gelecek olan bu hayırlı ümmetin
yeryüzünde hakim olacakları sürenin Hicri 1500 yıllarına kadar devam
edeceğine, bu barış ve güvenlik dolu yılların ardından, daha önceki
kavimlerde olduğu gibi ahlaki açıdan çok büyük bir bozulmanın başlayacağına,
"en doğrusunu Allah bilir" diyerek işaret etmektedir.
Hadis-i şeriflere göre Hz. Mehdi çıktıktan sonra 40 sene yaşayacaktır.
Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi ile ilgili hadis-i şeriflerde
de, onun yeryüzünde kalış müddetinin 40-45 sene olacağı bildirilmektedir.
Bunun bir kısmını Hz. Mehdi ile Hz. İsa beraber yaşayacaklardır.
Bu iki kutlu insanın beraber yaşayacakları dönem 7 ile 10 sene arasında
olacaktır. Bu bilgilere göre Hz. Mehdi ve Hz. İsa'nın vefatına kadar
olan 1475-1480 senelerine gelinmiş olacaktır. Bu tarihten 1500'e
kadar devam eden 20-25 yıllık bir süre de, temin edilen barış ve
adalet ortamının korunmasına çalışıldığı bir devre olacaktır.
Yüzyıl Başlarında Çıkacaktır
Büyük İslam alimi İmam Rabbani de eserlerinde tüm inananların büyük
bir umutla bekledikleri Mehdi'nin yüzyıl başında geleceğini bildirmektedir.
Zira onun (Hz. Mehdi'nin) yüzyıl
başında zuhur edeceği (çıkacağı) bildirilmektedir. (Mektubat-ı
Rabbani) |
Daha önce izah edildiği gibi, İmam Suyuti'den aktarılan rivayetlere
göre Ümmet-i Muhammed'in ömrü 1500 (bin beşyüz) seneyi aşmayacaktır.
Hicri 1500 yılına ulaşmaya bir yüzyıl başı kalmıştır. O da Hicri
1400 yılı başlarıdır.
Buraya kadar incelediğimiz tüm rivayetlerden varılan ortak sonuç,
Mehdi'nin Hicri 14. asrın başlarında çıkması gerektiğidir. Nitekim
bir sonraki bölümde inceleyeceğimiz Mehdi'nin çıkış alametlerinin
de, toplu olarak hicri 1400 yılının başlarında arka arkaya gerçekleşmeleri
bu sonucu kuvvetli bir biçimde doğrulamaktadır.
Mehdi'nin çıkış tarihi ve çıkış alametleri ile ilgili tüm rivayetler
bize Hz. Mehdi'nin hicri 1400'lü (miladi 1979) yıllardan itibaren
İslam ahlakını tebliğ faaliyetine başlamış olduğunu ve yine rivayetlerin
işaretine göre bu faaliyetin herkes onu Mehdi olarak bilmeden, tanımadan
önceki başlangıç safhasını tamamlamak üzere olduğunu göstermektedir.
Mehdi'nin Çıkış Alametleri
Mehdi'nin çıkış alametleri ile ilgili Peygamber Efendimiz'in pek
çok hadisi bulunmaktadır. Bu hadisler birçok büyük İslam aliminin
kitaplarında bizlere nakledilmiştir. Bu bölümde söz konusu hadislerin
günümüzle olan bağlantıları incelenecektir. Bu hadislerin içinde
bulunduğumuz dönemin ortam ve şartlarını açıkça tarif ettiklerini
ve çok yakın geçmişte arka arkaya gerçekleşen bazı kritik olayları
mucizevi bir biçimde haber verdiklerini göreceğiz.
Daha önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi gerek Mehdi'nin çıkışı,
gerekse kıyamet alametleri ile ilgili hadislerin art arda gerçekleşmeleri
belirli bir döneme işaret etmektedir. Ve tüm alametlerin hicri 14.
yüzyıl başından (1979-1980) itibaren sırayla ortaya çıkmaları, içinde
bulunduğumuz dönemin Mehdi'nin yeryüzünde bulunuş yılları olduğunu
çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Şimdi hadislerde bildirilen Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerini ana
maddeler halinde inceleyelim.
1) FİTNELERİN ÇOĞALMASI
2) HARAMLARIN HELAL SAYILMASI
3) ALLAH'IN AÇIKÇA İNKAR EDİLMESİ
4) MÜSLÜMANLARA BASKININ ARTMASI
5) DÜNYANIN HER YERİNİ KARIŞIKLIK VE KARGAŞALARIN KAPLAMASI
6) İRAN-IRAK SAVAŞI
7) AFGANİSTAN'IN İŞGALİ
8) FIRAT'IN SUYUNUN KESİLMESİ
9) RAMAZAN'DA AY VE GÜNEŞ TUTULMALARI
10) KUYRUKLU YILDIZIN DOĞMASI
11) KABE BASKINI VE KABE'DE KAN AKITILMASI
12) DOĞU TARAFINDAN BİR ATEŞİN GÖRÜLMESİ
13) BÜYÜK OLAYLARIN VE HAYRET VERİCİ ŞEYLERİN MEYDANA GELMESİ
14) GÜNEŞTEN BİR ALAMETİN BELİRMESİ
15) BÜYÜK ŞEHİRLERİN YOK OLMASI
16) DEPREMLERİN ÇOĞALMASI
17) BİR KÖYÜN YOK OLMASI
1) Fitnelerin Çoğalması
Fitne kelimesi, insanların din konusundaki imtihanlarının şiddetlendiği
olayları, ortam ve şartları tarif eder. İnsanların yaşam şartlarının
güçleştiği, Allah'ın ve dinin çeşitli şekillerde yalanlanarak insanların
imanlarının zayıflatılmaya, yok edilmeye çalışıldığı şiddetli imtihan
ortamları dini terminolojide fitne ortamı olarak tanımlanır.
Aşağıdaki hadis de Hz. Mehdi'nin çıkışından önce müminlerin imanlarının
zayıflayacağını ve buna sebep olacak hadiseleri haber vermektedir.
Kıyamet yaklaştığı zaman ve
müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması,
bid'atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker
(iyiliği öğütleyip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması
gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Mehdi
ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi
ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap
milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. (Kitab-ül
Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66) |
Eğer kısaca özetleyecek olursak, Mehdi öncesi şu olaylar belirecektir:
1- Ölüm: Anarşi ve yaygın katliamlar
neticesinde halkın can güvenliğinin kalmaması ve bunun meydana getirdiği
tedirginlik ortamı.
2- Açlık: Hayat pahalılığı sebebiyle
meydana gelen geçim sıkıntısı. Felaketler ve doğal afetler sonucunda
kıtlıkların, açlığın artması.
3- Fitneler: Haramların küçük-büyük
herkesin arasında, alabildiğince yaygınlaşması ve teşvik görmesi.
Her türlü ahlaksızlığın herkesin gözleri önünde yapılması.
4- Bidatların ortaya çıkması: Dinin
aslında olmadığı halde sonradan ortaya çıkarılan adetlerin dinin
esaslarıymış gibi kabul edilmesi.
5- Dini anlatma imkanlarının kaybolması:
İyiliğin emredilmesi ve kötülüğün engellenmesi, kısacası tebliğ
imkanının kaybolması ile meydana gelen boşluk.
Fitne ortamları sağlam imana sahip müminler için imanlarının, sabırlarının
ve ahiretteki derecelerinin artmasına vesile olurken, zayıf ve yüzeysel
imana sahip geniş kesimlerin ise imanlarını kaybetmelerine ya da
daha da zayıflamalarına yol açar. İşte Mehdi bu tür bir fitne ortamının
en yoğun ve şiddetli olarak yaşandığı bir dönemde ortaya çıkacaktır:
Mehdi, fitnelerin zuhur ettiği
bir zaman aralığında gelecek. (Mektubat-ı Rabbani, 2-258)
|
Diğer bir hadiste de ahir zamanda "batı" tarafında karışıklık,
fitne ve korku olacağı haber verilmektedir:
Mağrib'de (batıda) karışıklıklar,
fitneler ve korku olacak. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine
yayılacak. Fitneler çoğalacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir
zaman Alametleri, 440) |
Bir başka hadiste de Mehdi'nin her yere erişmiş çok yaygın bir
fitne varken ortaya çıkacağı bildirilmektedir:
Hiçbir tarafın ondan mahfuz
kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden
hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin
semadan seslenerek: "Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi'dir"
demesine kadar devam edecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil
Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) |
Hadiste herkese ulaşacak, hızla yayılacak bir fitneden bahsedilmektedir.
Yani herkesin haberdar olacağı, dine ve Allah'a karşı ortaya sürülen
bir fitne insanların imanlarını hedef alacaktır. Günümüzde, Allah'ın
varlığına ve yaratmasına karşı öne sürülen en büyük ve geniş çaplı
akım materyalist felsefedir. Bu felsefenin kendisine dayanak aldığı
sözde bilimsel temel ise "evrim teorisi"dir. Hiçbir bilimsel ve
mantıksal delile dayanmadığı, tamamen akıl ve bilim dışı olduğu
halde, güçlü propaganda, aldatmaca ve göz boyama yöntemleriyle bu
safsata dünya çapında belirli materyalist odaklar tarafından kitlelere
empoze edilmeye çalışılmaktadır.
Bugün evrim teorisinin gerek basın gerekse televizyon yoluyla hemen
hemen girmediği hiçbir ev, bu teoriyi duymayan hiç kimse yok gibidir.
Bu durum, bütün Batı dünyası için geçerli olduğu gibi ülkemiz ve
hatta diğer tüm Müslüman ülkeler için de geçerlidir. Öyle ki ders
kitaplarına bile sokulmuş olan bu teori öne sürdüğü sayısız yalan
ve göz boyamalarla daha çocuk yaşlardan itibaren telkin edilmekte,
tesadüfler sonucunda meydana geldikleri, maymundan türedikleri gibi
gülünç safsatalarla insanlar yanıltılmaktadır. İlkokullardan, üniversitelere
kadar gençlerin evrimci yalanlarla beyinleri yıkanmaktadır.
Dahası, Peygamberimiz'in hadisinde belirttiği gibi her yere nüfuz
edecek ve hızla yayılacak böyle bir fitne ancak günümüzün teknolojik
imkanlarıyla (basın, yayın, internet, uydu iletişimi, vs...) gerçekleşebilir.
Gerçekten de bugüne kadar Allah'ın varlığına, yaratılışa ve dine
karşı savaş açmış, dünya çapında yaygın bir başka fitne daha geçmişte
görülmemiştir. Tüm bunlar Mehdi'nin çıkış zamanının içinde yaşadığımız
döneme rastladığına dair önemli işaretlerdir.
Hadiste ayrıca Mehdi'nin gelmesiyle bu fitnenin sona ereceği de
belirtilmektedir.
2) Haramların Helal Sayılması
Günümüzde fuhuş, kumar, içki, faiz, rüşvet gibi birçok fiil, haram
olmalarına rağmen halkın büyük bir çoğunluğu tarafından ve giderek
artan bir oranda işlenmektedir. Üstelik bu haramları işleyenler
övülmekte ve teşvik edilmekte, işlemeyenler ise yerilmekte ve aşağılanmaktadır.
Yapılan istatistikler ise bu konudaki sayının giderek arttığını
göstermektedir. Son birkaç on yıl içinde son derece yaygın bir hale
gelmiş bu sınır tanımayan, helali, haramı umursamayan, her türlü
azgınlığı mubah sayan yaşam tarzı hadislerde tarif edilen ortamı
çok açık bir şekilde yansıtmaktadır. Mehdi'nin çıkış habercisi olan
bu karanlık ortam hadislerde şöyle tarif edilir:
Bir fitne görülür, bunu diğer
fitneler takip eder ve birinciler sonuncuların kılıçla çatışmaya
dönüşünü kamçılar ve bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı
bir fitne gelir. Sonra da hilafet, yeryüzünün en hayırlısı
olan Mehdi'ye evinde otururken gelecektir. (Kitab-ül Burhan
Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)
Küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde
aşikare işlenmedikçe Mehdi zuhur etmez. Bu vakitte vaki olan
ise… küfrün istilasıdır. Onun kuvvetidir. (Mektubat-ı Rabbani,
2-259)
Hz. Mehdi, bütün haramların helal sayıldığı
büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar
Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) |
3) Allah'ın Açıkça İnkar Edilmesi
Alenen ve apaçık Allah Teala
inkar edilinceye kadar Hz. Mehdi (a.r.) gelmez. (Kitab-ül
Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 27) |
Bu hadiste Mehdi öncesinde insanların büyük bir bölümünün inançsız
ya da ateist olacağına ve ayrıca onların da bu inkarlarını basın
yoluyla herkese göstererek, açıkça ilan edeceklerine işaret edilmektedir.
Günümüzde bu durum o derece açık hale gelmiştir ki, Allah'ı inkar
edenler "modernlik ve çağdaşlık" isimleri altında itibar görmekte,
halk bu yönde teşvik edilmektedir.
4) Müslümanlara Baskının Artması
Dinsiz idarelerin Müslümanlar üzerindeki baskı ve zulümlerinin
artması da Mehdi'nin çıkış alametlerindendir:
Ahir zamanda ümmetimin başına,
sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara
dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayı
adaletle dolduran, benim soyumdan birisini gönderecektir.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir zaman, s. 12)
Yemin ederim ki bu ümmete öyle (şiddetli) belalar
gelecek de, kişi zulümden gaddarlıktan kurtulmak için sığınacak
bir yer bulamayacaktır. Öyle sıkıntılı bir sırada Allah Teala
akrabamdan, benim hanedanımdan bir kimseyi gönderecek. (Ölüm-Kıyamet
-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437) |

Kosova'da Müslümanlara Dünya'nın gözü
önünde çok büyük bir soykırım yapılmıştır.
|

Bosna'da yıllarca süren savaş yüzbinlerce
Müslümanın ölümüyle sonuçlanmıştır.
Çeçenistan'da tüm Dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam
yürütülüyor.
Yapılan bombardımanlar Kosova'daki binlerce müslümanı evsiz
bıraktı.
Abhazya'da sadece "Müslüman" oldukları için binlerce insan
katledildi.
|
5) Dünyanın Her Yerini Karışıklık ve Kargaşaların
Kaplaması
Dünya hercü merc*
içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde,
bazıları bazısına hücüm ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği,
büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin
kökünü kazıyarak dalalet kalelerini fethedecek ve evvelce
benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanında dini ayakta tutacak,
önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini
(Mehdi) gönderecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman) |
Hadiste belirli bir yer tarif edilmeyip, karışıklığın dünyanın
her tarafında yayılacağına işaret edilmektedir. Gerçekten de hadisin
tarif ettiği bir şekilde, bugün dünyanın beş kıtasında büyük kargaşalar,
savaşlar, katliamlar ve terör olayları devam etmektedir. Her gün
yüzlerce insan sebepsiz yere öldürülmekte, yurtlarından çıkarılmaktadır.
* Herc-ü Merc: İnsanlar arasında meydana gelen
fitne, fesat, darmadağınık, karmaşık, allak bullak ortam.
6) İran-Irak Savaşı
Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadiste şöyle haber
verilir:
Şevval ayında ayaklanma Zilkade'de
harb konuşmaları, Zilhicce'de ise harb vaki olacak. (Kıyamet
Alametleri, s. 166) |
Hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak
savaşının gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir:
Şevval ayında ayaklanma...
İran Şah'ına karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen
5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)'de olmuştur.
Zilkade'de harp konuşmaları ve Zilhicce'de ise harp
vaki olacak...
Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş
tam anlamıyla başlamıştı.
Bir başka hadiste de bu savaşın ayrıntıları şöyle tarif edilir:
"Faris" yönünden gelecek olan
bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: "Ey Araplar! Siz fazla
taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız,
sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır... Bir gün, onlara
ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun..."
Onlar "Mutık"a çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı "Yazı"ya
inecekler... Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah
olan nehrin kenarına duracaklar... Aralarında savaş olacak:
Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak… (Kıyamet Alametleri,
s. 179) |
- Faris yönünden gelecek olan : İran
tarafından gelecek olan
- Faris : İran - İranlı (Büyük Lugat)
- Yazıya inecekler : Ovalık-Irak Ovası
-
Mutık : Yöredeki bir dağın adı.
- Rakabe : Petrol kuyularının çok olduğu
bölgedir.
"Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği
gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır…"
Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, ırkçılıktan kaynaklanan
bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor. Bu anlaşmazlık sebebiyle,
"Yazı"ya (Yazı: Irak ovası) inilecek ve savaş başlayacak.
Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak...
Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak savaşı 8 yıl sürmüş,
ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki
taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.
7) Afganistan'ın İşgali
Talikan'a (Afganistan'a) yazık
oldu. Şüphesiz Allah Teala'nın orada altın ve gümüş olmayan
hazineleri vardır. Orada Allah'ı hakkıyla bilen insanlar vardır.
Onlar ahir zaman Mehdi'sinin yardımcılarıdır. (Kitab-ül Burhan
Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59) |
Talikan'a yazık oldu...
Hadiste Afganistan'ın Mehdi zamanında işgal edileceğine işaret
olabilir. Gerçekten de Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı
hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle hicri 14. yüzyılın başlangıcına
denk gelmektedir. Bilindiği gibi hadislerde Mehdi'nin yüzyıl başlarında
çıkacağı haber verilmiştir. Mehdi'yle ilgili diğer pek çok alametin
de hicri 1400 ve hicri 14. yy başlarına denk gelmesi bu tarihlerin
Mehdi'nin çıkışı hakkında önemli bir işaret taşıdığını göstermektedir.
Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır...
Rivayetin bu bölümünde Afganistan'ın maddi zenginlik kaynaklarına
dikkat çekiliyor olabilir. Bugün Afganistan'da çeşitli sebeplerle
işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve
kömür madenleri tespit edilmiştir.
8) Fırat'ın Suyunun Kesilmesi
Fırat nehrinin suyunun kesilip durdurulması da Mehdi'nin çıkış
alametlerindendir:
Mehdi'nin alametlerindendir:
Fırat nehrinin durdurulması. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39) |
Bu hadisenin ayrıntılarıyla ilgili diğer hadislerde de önemli bilgiler
verilmektedir:
Fırat (nehrinin suyu çekilerek)
kıymetli altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her
kim o zaman orada bulunursa, ondan birşey almaya uğraşmasın!.
(Çünkü ihtiyar dünyanın ömrü sona ermiş bulunacaktır.) (Sahih-i
Buhari, 12/305)
Resulullah: Fırat nehri altın bir dağ üzerinden
açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harb
edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek, onlardan
her adam, keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir buyurmuşlar.
(Sahih-i Müslim, 11/320)
Resulullah: Fırat'ın altın bir dağ üzerinden
açılması yakındır. İmdi orada kim bulunursa, ondan birşey
almasın! buyurdular. (Sahih-i Müslim 11/320)
Resulullah şöyle buyurdu: Yakında Fırat Nehri
altın hazinesini açığa çıkarır, kim buna hazır bulunursa,
ondan bir şey almasın. (Sünen-i Ebu Davud, 5/116)
(Resulullah:) "Fırat Nehri bir altın dağını
açığa çıkarır" dedi. (Sünen-i Ebu Davud, 5/116)
Fırat nehrinin suyu çekilerek altın hazinesini
açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa
o hazineden bir şey almasın. Aksi takdirde ya ölür veya öldürülür."
(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir/Riyazü's Salihin,
3/332) |
Görüldüğü gibi Mehdi'nin çıkışının önemli bir alameti olan Fırat
nehrinin suyunun durdurulması ve altın değerinde bir hazinenin ortaya
çıkması pek çok büyük hadis kitabında yer almaktadır. Şimdi hadislerde
geçen önemli ifadeleri inceleyelim:
Resulullah buyurdu ki: (1) Fırat
nehrinin suyu çekilip (2) altından bir dağ meydana çıkmadıkça
kıyamet kopmaz (3) Bu hazine üzerine kıtal vukua gelir, her
yüzden doksan dokuzu ölür. (Kıtale iştirak e-denlerden) Her
kişi yalnız ben halas olacağım (kurtulacağım) diye ümitlenir.
(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir/Riyazü's Salihin,
3/332) |
(1) Fırat nehrinin suyunun çekilip...
Suyuti hazretlerinin kitabında bu hadis "suyun durdurulması" olarak
geçmektedir. Gerçekten de Keban Barajı, Fırat Nehrinin suyunu durdurdu,
kesti.

Keban Barajı'nın inşa edilmesiyle
Nehrin suyu durdurulmuştur.
|
(2) "Altın"dan bir dağ meydana çıkmadıkça...
Yapılan baraj sayesinde; elektriğin üretilmesi, toplanan suyun
arazide kullanılarak toprağın veriminin artması ve ulaşım kolaylığının
sağlanması gibi sebeplerle, buradaki topraklar "altın" gibi kıymetli
hale gelmiştir.
Yukarıdaki şematik çizimde de görüldüğü gibi baraj, betondan dev
bir dağı andırmaktadır. Bu barajdan (hadis-i şerifteki benzetmeye
göre dağdan) altın değerinde servet dökülmektedir. Dolayısıyla baraj
"altın bir dağ" hususiyetini kazanmaktadır. (En doğrusunu Allah
bilir.)
(3) Bu hazine üzerinde kıtal (*)
vukua gelir
*Kıtal: Bir çok kişinin ölümüne sebep olan kavga
Bölgede halen devam eden yaygın anarşi ve kıtal sebebi ile oradan
toprak alan, o bölgedeki anarşinin zararına uğrayabilir. Hadisteki
ifadeyle ya ölür ya da öldürülür.
Mehdi için 2 alamet vardır ki,
bunun birincisi, Ramazan'ın birinci gecesi ayın ikincisi de
ortasında güneşin tutulmasıdır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil
Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)
Ramazan'ın birinci gecesi ay, ortasında güneş
tutulacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 199)
Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on
dördünde güneş tutulacaktır, o ayın ilkinde ise ay kararacak...
(Mektubat-ı Rabbani, 2/1163)
... Güneşin oruç ayının ortasında, ay'ın ise
sonunda tutulması... (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman, s. 38)
Ramazan'da iki defa ay tutulması olacaktır.
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)
Mehdi'nin gelişi Razaman ayında ayın iki kere
tutulmasına sebep olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 200)
Mehdi'nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde
güneş iki defa tutulacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir
Zaman Alametleri, s. 440) |
9) Ramazan Ayında Ay ve Güneş Tutulmaları
Yukarıdaki rivayetlerde dikkati çeken en önemli nokta Ramazan ayının
ortasında hem güneş tutulmasının, hem de bir ay içinde "Ay"ın ve
"Güneş"in iki kere tutulmasının imkansız olduğunun fark edilmesidir.
Bu, normal şartlarda gerçekleşmeyecek bir durumdur. Oysa diğer ahir
zaman alametlerinin çoğu insanın anlayabileceği, sebepler dairesi
içinde gerçekleşebilecek olaylardır.
Eğer bu hadislerde tarif edilen olaylar dikkatle incelenirse, rivayetler
arasında çeşitli farklılıklar olduğu göze çarpar. Yukarıdaki 1,
2 ve 3. rivayetlerde ay, Ramazan'ın birinci günü, 4. rivayette ise
sonuncu günü tutulacaktır. Böyle bir durumda yapılacak en doğru
şey, aynı olaya bakan farklı rivayetlerin ittifak ettikleri ortak
yönleri tespit etmek olacaktır. Buna göre, yukarıdaki hadis rivayetlerinin
toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:
1. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.
2. Bu tutulmalar ortalı, yani 14-15 gün arayla olacaktır.
3. Bu tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.
Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401'de) Ramazan
ayının 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur. Yine "ikinci
olarak", 1982 yılında (Hicri-1402'de) Ramazan ayının 14. günü Ay,
28. günü de Güneş tutulmuştur.
Ayrıca bu hadisede "Ay"ın Ramazan'ın tam ortasında DOLUNAY halinde
tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak belirmesi de son
derece anlamlıdır.
Bu olayların Hz. Mehdi'nin diğer çıkış alametleriyle aynı dönemde
meydana gelmesi ve hicri 14. yüzyıl başlarında, üst üste iki yıl
(1401-1402) mucizevi bir tarzda tekrarlanması rivayetlerin işaretinin
bu olaylar olabileceğini kuvvetlendirmektedir.
Mehdi'nin çıkışından evvel,
(her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır. (Kıyamet
Alametleri, s. 200)
O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu
yıldız görünecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il
Muntazar, s. 53)
O yıldızın doğması, güneş ve ay tutulmasından
sonra olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman, s. 32) |
10) Kuyruklu Yıldızın Doğması
Hadislerde
belirtildiği gibi:
- 1986 yılında (hicri 1406'da) yani 14. yüzyıl başlarında "Halley"
kuyruklu yıldızı dünyamızın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız
parlak, ışıklı bir yıldızdır.
- Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.
- 1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen ay ve güneş
tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.
Bu yıldızın doğuşunun Hz. Mehdi'nin diğer çıkış alametleri ile
aynı zamanda meydana gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste
işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.
Başka bir hadis-i şerifte de Mehdi'nin alametlerinden olan kuyruklu
yıldız hakkında şu bilgiler verilmiştir:
Şark tarafından bir kuyruklu
yıldız doğup aydınlık verecektir. Onun her günkü irtifi (geçiş
yönü) meşrıktan mağribedir (doğudan batıya doğrudur). (Mektubat-ı
Rabbani, 2/258) |
Tarih boyunca bu kuyruklu yıldızın geçtiği zamanlarda Müslümanlar
açısından çok önemli hatta dönüm noktası sayılabilecek hadiseler
meydana gelmiştir. Bunlardan bir kısmı Peygamberimiz'den aktarılan
rivayetlerde de bildirilmiştir. Bu rivayetlere göre bu yıldız göründüğünde;
-
Hz. Nuh kavmi helak olmuştur,
- Hz. İbrahim ateşe atılmıştır,
- Hz. Musa ile uğraşan Firavun ve kavmi yok edilmiştir,
- Hz. Yahya öldürüldüğünde de görülmüştür.
Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnenin şerrinden Allah'a sığınınız.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)
Halley Kuyruklu Yıldızı Hakkında Bazı İlginç Rakamlar
Halley kuyruklu yıldızı ile ilgili bazı sayıların "19" sayısının
tam katları olması oldukça dikkat çekicidir:
Halley Kuyruklu Yıldızı 76 yılda bir geçiyor
76 = 19 x 4
Bu yıldız en son Hicri 1406'da görüldü
1406 = 19 x 74
- Bu konuyla ilgili bir diğer ilginç durum da şudur: Yukarıda da
hesapladığımız gibi Halley yıldızının geçmiş olduğu Hicri 1406 yılı
19'un tam 74 katıdır. "74"
sayısı ise aynı zamanda Kuran-ı Kerim'de 19 mucizesine işaret edilen
MÜDDESSİR Suresi'nin sıra numarasıdır.
Bilindiği
gibi Kuran'ın Müddessir suresinin (74. sure) 30. ayetinde "19" sayısının
müminler için bir rahmet, inkar edenler için ise bir fitne vesilesi
olduğu bildirilmektedir.
Halley kuyruklu yıldızının 19 ile olan bu mucizevi bağlantısı da,
kafirler üzerine bir fitne, müminlere ise bir rahmet müjdelediğine
işaret ediyor olabilir.
Müddessir Suresi'nin 1. ve 2. ayetlerinde Hz. Muhammed'e "EY
ÖRTÜNEN! KALK ve KORKUT" buyurulmaktadır. Bu, ayetlerin açık
anlamıdır. Fakat bu ayetlerin ahir zamana yönelik ikinci bir örtülü,
anlamı da bulunabilir. Belki de "EY GİZLENEN"
denilerek Resulullah efendimizin soyundan gelecek olan ve Hicri
1406'da çıkış alametlerinden biri (Kuyruklu Yıldızın doğuşu hadisesi)
belirecek olan Mehdi'ye işaret ediliyor olabilir.
74- Müddessir Suresi
1. Ey örtüsüne bürünen
2. Kalk ve korkut (uyar)
Müddessir: örtünen-bürünen-gizlenen
demektir.
Bir başka büyük mucize ve işaret ise Halley yıldızının 1986 (hicri
1406)' daki geçişinin, Hz. Muhammed'in peygamberlikle vazifelendirildiği
MS. 607'den bu yana 19. GEÇİŞİ olmasıdır.
Onun çıkacağı yıl, insanlar
hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte
Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde,
köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar
Akabe Cemresinin üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 169)
İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın
hac ederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı
gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar
olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır. (Kitab-ül Burhan
Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35) |
11) Kabe Baskını ve Kabe'de Kan Akıtılması
Yukarıdaki hadislerde "onun çıkacağı yıl"
cümlesi kullanılarak, Mehdi'nin çıkış tarihinde Hac sırasında meydana
gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979
yılında, hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir
katliam yaşanmıştır. Çok ilginçtir bu kanlı Kabe baskını da Mehdi'nin
diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani hicri
1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde
meydana gelmiştir.
Yine hadis-i şerifte kanların akacağından bahsedilerek öldürme
olayına dikkat çekilmiştir. Baskın sırasında Suud askerleri ile
saldırgan militanlar arasında meydana gelen çarpışmada 30 kişinin
öldürülmesi, bu rivayetin kalan kısmını da doğrulamıştır.
1979 (hicri 1400)'da gerçekleşen bu Kabe baskının ardından 7 sene
sonra hicri 1407 yılında, Hac sırasında çok daha büyük kanlı bir
olay meydana gelmiştir. Bu hadisede caddelerde gösteri yapan hacılara
saldırılarak 402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır. Beyt-ül
Muazzama'nın yanında, Müslümanların (Suudi Arabistan askerleri ile
İran'lı Hacıların) birbirlerini öldürmeleri ile büyük günahlar işlenmiş,
haramlar çiğnenmiştir. Bu kanlı olaylar ilgili hadislerde tarif
edilen ortamla çok büyük benzerlikler taşımaktadır:
Resulullah buyurdu: Ramazan'da
bir seda, Şevval'de bir ses, Zilkade'de kabileler arasında
savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina'da ölülerin çok olacağı
bir savaş olur, öyleki orada taşları kan gölü içinde bırakacak
kadar kan akar.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir
Zaman, s. 31)
Ramazan'da bir seda olur. Şevval'de de bir
seda olur. Zilkade'de kabileler çarpışır. Zilhicce'de hacılar
talana uğrar. Muharrem'de gökten şöyle nida olur. "Dikkat
ediniz. Filan kimse Allah'ın halkının hayırlılarındandır.
Onu dinleyiniz ve ona uyunuz."
(Ramuz El Hadis, 2/518)
Şevval ayında ayaklanma, Zilkade'de harb konuşmaları,
Zilhicce'de ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak kanları
akacak.
(Kıyamet Alametleri, s. 166)
Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır,
melhameler olur. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman, s. 34)
"İkdiddurer" isimli kitaptaki alametlerden:
Şevval'de savaş nidaları, Zilhicce'de harb ve kıtal olur,
yine Zilhicce'de hacılar talana uğrar, hatta caddeler kandan
geçilmez ve haramlar çiğnenir. Beyt-ül Muazzam'ın yanında
büyük günahlar işlenir.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir
Zaman, s. 37) |
Beyt-ül Muazzama'nın yanında büyük günahlar işlenir.
Yukarıdaki hadiste, Beyt-ül Muazzama'nın (Kabe'nin) içinde değil,
yanında çıkacak olaylara dikkat çekilmektedir. 1407 yılının Zilhicce
ayında (Hac mevsiminde) meydana gelen olaylar da ilkinden farklı
olarak Kabe'nin içinde değil yanında gerçekleşmiştir. En başta anlattığımız
olay ise 1 Muharrem 1400'de Beyt-ül Muazzama'nın (Kabe'nin) bizzat
içerisinde olmuştu. Her iki hadise de rivayetlerin işaretine uygun
bir şekilde gerçekleşmiştir.
Kabe'de kan akıtılması, hacıların katledilmesi gibi, hadislerde
haber verilen böyle önemli iki büyük hadisenin Mehdi hakkında bildirilen
tüm alametlerin çıktığı dönemde birbiri ardına gerçekleşmesinin
bir rastlantı olması oldukça zor gözükmektedir.
Hadislerde geçen ifadeleri incelediğimizde de aynı dönemle ilgili
önemli olaylara işaretler bulunduğu görülecektir:
... Zilhicce'de harb ve kıtal olur.
Hadislerde, bu savaş ve çatışmalardan, hacıların öldürülmesi konusu
ile birlikte bahsedilmesi söz konusu olayların aynı zaman diliminde
meydana geleceklerini göstermektedir. Aynı dönem, İran-Irak savaşının
çıktığı, Türkiye'nin güney doğusunda, Ortadoğu ülkelerinde çatışma
ve karışıklıkların en yoğun yaşandığı bir dönemdi.
... Şevval'de savaş nidaları olur.
Yine aynı zamanlarda Basra Körfezindeki gerginliğe, İran-Amerika
arasındaki gerginleşme ve savaş durumuna dikkat çekilmiş olabilir.
12) Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi
"İkdiddurer" isimli kitapta
Mehdi'nin zuhur alametleri bahsinde geçiyor: Doğuda, semada
üç gece görünen büyük bir ateşin çıkması. Mutad (alışılmışın
dışında) şafak kızıllığı gibi olmayan bir kırmızılığın semada
görülüp ufukta yayılması. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman, s. 32)
Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük
bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış
olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak.
Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet
Alametleri, s. 166)
Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)dan rivayet
edildi. Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz
zaman Al-i Muhammed'in çıkmasını bekleyiniz, inşaallah-ü Teala,
bir münadi Mehdi'nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda
batıda olan herkes bu sesi işitecek. Öyleki korkudan uykuda
olanlar uyanacak, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacaktır.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , s.
32) |
Yemin ederim ki bir ateş sizi
saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir.
O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O
ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar
ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki
sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların
başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile
gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur,
buyurdu. (Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s.
461) (Kıyamet Alametleri, s. 289) |
Mehdi'nin çıkış öncesi alametlerinden olan bu ateş hakkında kısa
bir açıklama yapmak yerinde olacaktır.
Bazı kişiler bu ateşi; sebepsiz yere birdenbire ortaya çıkan, sönme
nedir bilmeyen, hatta herkesin bulunduğu yerden mutlaka göreceği
tarzda bir alamet olarak beklemektedir. Halbuki kıyamet alametlerinin
meydana gelişi sırasında imtihan devam ettiğinden onların anlaşılması,
herkesin mecburen kabul edeceği bir açıklıkta olmaz. Böylece insanlar
akıllarını, vicdanlarını, iradelerini kullanarak karar verirler
Şayet kıyamet alametleri ile ilgili hadisler en ince ayrıntısına
kadar (mesela; hangi şehirde, kaç tarihinde, ne şekilde çıkacağı)
anlatılsaydı daha önce de belirttiğimiz gibi herkes mecburen kabul
eder, insanlar arasında derece farkı kalmazdı. Bu sebeple kıyamet
alametleri ile ilgili hadisler özellikle yarı kapalı bir şekilde
bildirilmiştir.
Ateş alametini de bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Bir
ateş sebepsiz yere çıkmaz, ya bir kaza, ya bir patlama gibi kasıt
veya ihmal neticesinde çıkar. Mehdi'nin çıkış alameti olarak söylenmesi,
onun çok garip ve olağanüstü bir alamet şeklinde çıkmasını gerektirmez.
Önemli olan bu ateşin, hadiste tarif edilen ateşin özelliklerine
uygun olarak çıkmasıdır. Bu ateşi tanımak ve tespit edebilmek için
yapılacak ilk iş, özelliklerinin ortaya çıkartılmasıdır.
Bilindiği gibi Temmuz 1991 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgali sonrasında,
Kuveyt'e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve
Basra Körfezi'ni çok büyük bir ateş sarmıştır.

Ahir zaman alametlerinden biri de
"Doğu tarafından ateş görülmesi"dir. Körfez Savaşı sırasında
petrol kuyularında başlayan yangınlar bu ateşe işaret etmektedir.
|
Kuveyt'de yanan petrol, insan ve hayvanlar arasında ölüme sebep
olmaktadır. Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak
atmosfere karışmaktadır. Her gün 10 bin tondan fazla iş, kükürt,
karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar
bulut gibi körfez üzerinde asılı durmaktadırlar... Yalnız Körfez
değil, onun şahsında Dünya yanmaktadır. (Kurtlar Sofrasında Ortadogu,
M. Necati Özfatura, s. 175)
-Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye'nin bir günde çıkarabildiği kadar
petrol veriyor ve dumanlar 55 km. uzaklıktaki Suudi Arabistan'dan
bile görülebiliyor. (Hürriyet, 23 Ocak 1991)
-Körfezde sönmeyen felaket haberleri: Kuveyt'te ateşe verilen yüzlerce
petrol kuyusu alev alev yanıyor. Uzmanların "söndürmek son derece
zor" dedikleri petrol kuyularındaki yangının Türkiye'den Hindistan'a
kadar olan geniş bir bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyeceği bildiriliyor.
Ateşe verilen petrol kuyularında çıkan alev ve dumanlar atmosferi
devamlı kirletmektedir. Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz etmektedir.
Alevlerle birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında
sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlatıyor... Kuveyt'in tamamının
yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik bir zamana ihtiyaç
vardır. Kilometrelerce uzaktan görülen alevlerle birlikte yükselen
dumanlar, Kuveyt semalarını tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale
getirmekte ve varlıklı olanlar Kuveyt'i terk etmektedirler.
Dahran'daki araştırma merkezi müdürü Abdullah Dabbag'ın NewYork
Times'da çıkan açıklamasına göre, Basra Körfezindeki kirlenme neticesinde
106 tür balık, 180 tür yumuşakçalar ve bölgede yaşayan 450 tür hayvan
yaşama savaşı vermektedir. 600 petrol kuyusundan yükselen dumanların
komşu ülkelere yayıldığı, ayrıca kükürt gibi kanserojen maddeler
ihtiva eden dumanların asit yağmuruna dönüşerek tarımda verimi azalttığı
açıklanmaktadır. (Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, M. Necati Özfatura,
s. 171)
Yemin ederim ki bir ateş sizi
saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir.
(Kamus Tercemesi, c. 1, s. 550) Berehut:
Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. |
Hadis-i şerifin ilk kısmında ateş için "sönük bir vaziyettedir"
denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana gelen
bir durum olduğuna göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi
değil, ateşin yakacağı hammaddedir.
Burada toprak altından çıkarılan petrole işaret edilmektedir. Nitekim
hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol
kuyusudur. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya
hazır bir ateş haline gelmektedir.
"O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar." O ateş, sadece
yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından
ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı
kirletecek olan bir ateş.
"O ateş insanları, malları yakar bitirir." O ateş bir kısım insanların
ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara
sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların
geçim kaynaklarını yok etmektedir.
"Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına
yayılır." O ateşin, "rüzgar ile bulut gibi uçan" kendisi değil dumanıdır.
Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de
anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.
"Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir." O ateşin
hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.
"O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak,
yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü
olur." O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten
gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana
geldiğine işaret edilmektedir.
"Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık
yayılacak." Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana
geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın
alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana
getirdiği kızıl aydınlanma, halkın mutad üzere alışık olduğu kırmızı
"tan" aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz
gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.
Tan: Güneş doğarken ve batarken oluşan
ve güneşin aydınlatma gücünün zayıflayıp, beyaz ışıktan kırmızı
ışık yayar duruma geldiği vakitlerdeki hali. |